Odamız Başkanı Uzm.Ecz.Duygu Elmas Mutlu’nun TEB 44.Dönem 3.Bölgelerarası Toplantısındaki Konuşması
Değerli Merkez Heyeti Başkan ve Üyeleri, Denetleme Kurulu Başkan ve Üyeleri, Yüksek Haysiyet Divanı Başkan ve Üyeleri, Ecza Kooperatifleri Başkan ve Yöneticileri, değerli Oda Başkanlarım ve yönetici arkadaşlarım, çok değerli akademisyenlerimiz, sevgili meslektaşlarım, TEB‘in değerli çalışanları Manisa Eczacı Odası Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Havası, suyu, yeşili, maviliği, doğallığın ta kendisi ilimiz Ordu’da sizlerle birlikte olmaktan mutluyum. Ordu Eczacı Odamızın başkanı Hakan Öztekin'e, yönetim ve denetim kurulu üyelerine ve tüm görevli arkadaşlarıma ev sahiplikleri ve verdikleri emek için çok teşekkür ediyorum.
46 yıl önce bugün görevi başında katledilerek aramızdan ayrılan meslektaşımız, kooperatifçilik ruhunun öncüsü Ecz. Neşe Gülersoy'u saygı ve sevgiyle anıyorum. Ruhu şad olsun. Onun vizyonu, dayanışma anlayış ve birlikten güç doğar inancı bizlere bugün hala yol göstermeye devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde yaşadığı elim kaza sonucu aramızdan ayrılan Manisa Büyükşehir Belediye başkanımız Ferdi Zeyrek'i de anmadan geçmek istemiyorum. Manisa sadece belediye başkanını değil; Manisa bir abisini, evladını ve kardeşini kaybetti.
Biliyoruz ki içinde bulunduğumuz dönemi anlamadan, bu dönemin getirdiği kırılmaları doğru değerlendirmeden, yalnızca meslek içinde kalmak bizleri eksik bırakacaktır. Çünkü eczacı, yalnızca ilacı veren değil; toplumun sağlığına dokunan, dünyanın neresinde ne olursa olsun etkisini hissettiren bir sağlık profesyonelidir.
Küresel ısınma, iklim krizi, kontrolsüz nüfus artışı, su ve gıda kaynaklarının tükenmesi, enerji krizleri ve savaşlar… Bu sorunlar sadece uzak coğrafyaların değil, hepimizin ve mesleğimizin doğrudan gerçeğidir.
Artık biliyoruz ki iklim değişikliği sadece hava olaylarını değil, sağlık sistemlerini de kökten etkiliyor. Önümüzdeki yıllarda karşılaşacağımız yeni hastalıklar, ilaç erişimi ve tedavi süreçleri, eczacılık mesleğinin rolünü çok daha yaşamsal hale getirecektir.
Bugün dünya, uzun yıllardır görmediği ölçekte bir gerilim ve kırılganlık içinde.
• İsrail’in Filistin’e uyguladığı zulümle başlayan süreç, Ortadoğu’da İran ile İsrail arasındaki doğrudan çatışmalar riski, vekâlet savaşlarını aşıp artık sınır ötesi hava saldırıları, diplomatik kopuşlar ve sivilleri hedef alan eylemlerle gerçek bir bölgesel savaşa dönüşmüş durumda.
• Bu savaş yalnızca askeri değil; enerji, gıda ve ilaç ham maddesi tedariki üzerinden tüm dünyayı etkilemektedir.
• Ukrayna-Rusya savaşı hâlâ sürmekte. Dünya enerji ve tahıl koridorlarını bu savaşın insafına bırakmış durumda.
• Afrika’da darbe zincirleri, Güneydoğu Asya’da hegemonya rekabeti derken artık dünya, bir belirsizlik coğrafyasına dönüşmüş durumda.
Bu savaşlar, yalnızca coğrafi sınırları değil, insani değerleri de aşındırmaktadır. Siviller hedef alınmakta, sağlık çalışanları tehdit altına girmekte, uluslararası hukuk ve insan hakları askıya alınmaktadır.
Dünyada bütün bunlar yaşanırken son dönemde, kamuoyunun yakından takip ettiği üzere, seçilmiş belediye başkanları ve ekip arkadaşlarının tutuklandığı, gazetecilerin susturulmaya çalışıldığı, ifade özgürlüğü ile kamusal sorumluluk arasındaki dengenin giderek bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. Demokratik toplumların temel taşları olan hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve özgür basın, artık tartışmaya açılmış durumda.
Bu ortamda, sadece meslekler değil, toplumun ortak vicdanı da baskı altına alınmaktadır. Bizler, mesleğimizin onuru kadar, içinde yaşadığımız toplumun adalet ve özgürlük zeminine de sahip çıkmak zorundayız. Çünkü ifade özgürlüğünün sustuğu yerde, bilim susar, toplum susar, gelecek susar.
Böylesi bir dönemde birçok meslek örgütünün açıkça tavır aldığı demokrasi ve dayanışma vurgusu yaptığı bir ortamda merkez heyetimizin sessiz kalması üzücü ve bir o kadar da düşündürücüdür.
Biz eczacılar olarak, bu karanlık tabloda insanı önceleyen bir meslek disiplininin mensupları olarak sessiz kalmamalı, barıştan, demokrasiden hukuk ve dayanışmadan yana tavır almalı, tepkimizi hep birlikte göstermeliyiz.
Bu küresel tablo ülkemize de derin biçimde yansımaktadır.
• Artan maliyetler, dövizdeki dalgalanma ve ekonomik istikrarsızlık; sağlık sistemini doğrudan etkilemektedir.
• İlaç tedarik zinciri kırılmış, ilaç bulunabilirliği dönem dönem büyük bir krize dönüşmüştür.
• SGK ve İFK süreçleri, sağlık alanında alınan kararların ne yazık ki masa başında yapıldığını, sahada uygulanabilirliğinin göz ardı edildiğini açıkça göstermektedir.
• Hekime ve ilaca erişim azalmış, sağlık profesyonelleri artan iş yükü, azalan gelir ve tükenmişlik arasında sıkışıp kalmıştır.
Bu tablo içinde eczacılık mesleği, her zamankinden daha fazla görünmez hale gelmiştir.
İlaç Fiyat Kararnamesi ile başlayan süreç, SGK protokolü ile devam etti. Fakat bizler, bu süreçlerin sonunda ne kazandık?
• Radyopak ilaçlar aylar öncesinden haberimiz olmasına rağmen göz göre göre elimizden gitmesi
• Medulada hasta ilaç bilgisinin aniden kaldırılması ve bunu ekranlarımızdan öğrenmemiz.
• Kamu kurum iskontosu sorunumuzun kökten çözülmemiş olması, hakkımızda karar verebilen firmaların söylemiyle askıya alınması.
• Askeriye reçetelerinde, yönetmelik yayınlanmasına rağmen alamadığımız farklar yüzünden Askeri kurumların farklı uygulamalara gitmesi, eczacı ile kurumun karşı karşıya gelmesi
• Tansiyon ölçüm hizmeti gibi kazanım olarak değerlendirilen uygulamalar, kalibrasyon zorunluluğu gibi, eczanelerimizde bizi zora sokacak şartlarla önümüze konulması
• Ve son dönemdeki en önemli gündemimiz ÇIPA formülü
ÇIPA modeli ilk açıklandığında, hepimiz bunu önemli bir kazanım olarak değerlendirdik. Uzun zamandır belirsizlik içinde yürüttüğümüz ekonomik mücadelemizde nihayet bir sabit referans noktasına kavuşmuş olmak, meslek örgütlerimizin
mücadelesinin bir sonucu olarak bizlere umut verdi. Açık konuşmak gerekirse; uzun zamandır aza kanaat etmeye, sabretmeye alışmış bir meslek grubu olarak, bu gelişmeyi büyük bir sevinçle, bir zafer kazanmışçasına karşıladık.
Ancak bizler aynı zamanda matematiği çok iyi bilen, hesap kitap işinden anlayan bir meslek grubuyuz. İlk heyecanın ardından matematiksel olarak ayrıntılı değerlendirmeye başladığımızda gördük ki, sabitlenmiş haliyle ÇIPA Modeli,
bizi ne ileriye taşıyor, ne de gerçek anlamda gerilemeyi engelliyor.
Evet, durağanlık, istikrarsızlıktan iyidir. Ancak sabitlenmiş bir çıpa, içinde bulunduğumuz yüksek enflasyon koşullarında, aslında bizi yerimize çivileyen bir ağırlığa da dönüşebilir. Biz sabitlenmiş değil, mesleğimizin emeğini ve değerini gözeten,
güncellenebilir ve yaşanabilir bir düzenlemeye ihtiyaç duyuyoruz.
ÇIPA Modeli ne tamamen olumsuz bir uygulamadır, ne de tam anlamıyla lehimize çevrilmiş bir fırsattır. Bu nedenle, modelin yeniden değerlendirilmesi, güncellenmesi ve mesleğimizin sürdürülebilirliği açısından revize edilmesi, bizlerin ortak talebi olmalıdır.
Unutmayalım: Sabit bir ÇIPA, fırtınalı denizlerde tekneyi batmaktan koruyabilir... ama eğer yol almak istiyorsak, o çıpayı bir noktada yukarı çekmemiz gerekir.
Değerli Başkanlarım,
Öncelikle tüm merkez heyeti üyelerimize, denetleme kurulu üyelerimize, tüm yöneticilerimize verdikleri emekler için çok teşekkür ederim, her bir emek, her bir çaba bizler için çok kıymetli.
Ancak meslek gerilerken örgütümüz de bu gerilemede etkisiz hale gelmişse, bu durumu açık yüreklilikle konuşmak bizim görevimizdir.
• Her bölgeler arası toplantı öncesi yapılan usulen yapılan komisyonlar, sadece görsel bir ritüele dönüşmüştür.
• Yardımcı eczacıların sorunları, son 1.5 yıldır örgütsel gündemin dışında kalmıştır.
• Örgüt içinde ise diyalogdan çok sessizlik, dayanışmadan çok bir dağınıklık hakimdir.
• WhatsApp gruplarında bile sorular cevapsız bırakılıp, yorumlar görmezden gelinmektedir.
• Bazı heyet üyelerimizin sürecin dışında tutulması yalnızca yönetsel değil, örgütsel bir kopuşa da işaret etmektedir.
Yaklaşık 10 yıldır bölgeler arası toplantılara kesintisiz katılım gösteren bir meslektaşınız olarak kürsüleri iyi takip eden bir öğrenci oldum hep.
Geçmiş dönem yöneticilerimizden, akademiden değerli meslek büyüklerimizden, merkez heyeti üyelerimizden bugüne dek birçok nitelikli konuşma dinledik.
Bu kürsü ortak aklın, yapıcı eleştirilerin ve meslek gelişiminin taşıyıcısı oldu.
Ancak bugün öğreniyorum ki, bu toplantıda talepleri olmasına rağmen bazı Merkez Heyeti üyelerimize söz hakkı verilmemiştir. Bu durumun sadece kişisel değil, kurumsal ve mesleki hakka müdahale anlamı taşıdığını düşünüyorum.
Kayıtlara geçmesi açısından demokrasi adına merkez heyeti üyelerimize kürsü verilmemesini doğru bulmuyor, kürsü verilmesini talep ediyorum.
Değerli başkanlarım, değerli meslektaşlarım,
Bugün yalnızca eleştiri yapmadık. Aynı zamanda hepimize düşen sorumluluğu hatırlattık. Her bir eczane bu örgütün bir hücresidir. Bu hücreleri sağlıklı tutmak bizim ortak görevimizdir.
Burada, 44. dönem 3. Bölgelerarası toplantımızda, hataları birlikte tespit edip, çözüme yönelik kararlarla buradan ayrılmalıyız.
Bugün burada dile getirdiğimiz her düşünce, her eleştiri ve her öneri, mesleğimizin geleceğine sahip çıkma kararlılığımızın bir yansımasıdır.
Farklı illerden, farklı deneyimlerden gelmiş olsak da, aynı sorumluluğu taşıyor, aynı değeri savunuyoruz. Eczacılık mesleğini onurlu, güçlü ve sürdürülebilir kılmak.
Bu bilinçle, Bölgelerarası toplantımızın demokrasi kültürüne yakışır bir şekilde yürütülmesini ve mesleğimiz adına gerçek anlamda yapıcı, somut ve faydalı sonuçlar doğurmasını diliyorum.
Katkı sunan, dinleyen, düşünen ve elini taşın altına koyan herkese yürekten teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Uzm.Ecz.Duygu Elmas Mutlu
Manisa Eczacı Odası
Yönetim Kurulu Başkanı